
uzun zamandır bloğuma birşeyler eklemiyordum daha doğrusu yayınlayacak iyi bir şey bulamıyordum ama babam elinde bir gazate küpürü ile yanıma geldi ve bu yazıyı gösterdi bende hemen yazının bulunduğu siteyi açtım ve sizlerle paylaşmak istedim muhakkak okunulması gereken bir konu tavsiye ederim....
- I -
Karanlık, mahkumlara yönelmiş ağır bir silah gibiydi. Gece mi, gündüz mü belli olmuyordu.
Leyla’nın bir külçe gibi fırlatılıp atıldığı hücre öylesine küçüktü ki, o minyon bedeni iki büklüm olmasına rağmen sığamıyordu.
Biraz uyuyabilse güç toplayacaktı.
Bitişik hücrelerden gelen çığlıklar, inlemeler uyumasına izin vermedi.
Ayak seslerinin hücresinin kapısına dayanması uzun sürmedi. Kapıyı hışımla açan irikıyım iki polis, hoyrat elleriyle kaldırdı onu yerden. Ellerini arkadan bağlamakla kalmayıp, gözlerini de kara bir bezle kapattılar.
“Yürü bakalım sorguya” derken bir yandan da kollarından tutmuş sürüklüyorlardı. Sorgu odasına girer girmez tekmeler, tokatlar inmeye başladı bedenine. Hem vuruyor hem de soyunmasını istiyorlardı.
Leyla direniyor, direndikçe yumrukların, darbelerin şiddeti artıyordu. Birkaç dakika bile sürmedi kendinden geçmesi.
Bayılması, ellerinden kurtulmasına yetmemişti. Hortumla soğuk su tutarak ayılttıklarında gözlerindeki bağ dışında üzerinde hiçbir giysi kalmadığını anladı.
Yerden biraz yüksek bir yere yatırılmış, vücudunun hassas yerlerine teller bağlanmıştı.
Elektrik akımı şimşek hızıyla vücunu sardı, bütün sinir uçları aynı anda gerildi.
Tarifi zor, dehşetli bir acıydı bu.
Binlerce keskin bıçak aynı anda saplanmış, vücudunu dilim dilim doğruyordu sanki.
“Söyle, bu şifreyi kime götürecektin?”
12 Eylül yeni bir Leyla Zana yaratmıştı.
- II -
Kapı çaldı. Kapıyı açtıklarında önde duran eli telsizli polis amiri, Diyarbakır Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ’dı.
Beş yıl sonra Susurluk kazasında yaşamını yitirecek ve bütün Türkiye’nin tanıdığı bir isim olacaktı.
Leyla, çay ve meyve servisi için hazırlık yaparken Kocadağ, Mehdi Zana’yla sohbet etmeye başlamıştı.
“Bu kan ne zaman duracak?”
Mehdi:
“Size bağlı.”
“Hayır, size bağlı. Siz Kürt aydınları olarak karşı çıkmış olsaydınız bu kadar kan akmazdı.”
“Siz Kürtlerin varlığını inkar etmeseydiniz kan hiç akmayabilirdi.”
Hüseyin Kocadağ:
“Ama gün gelir hepiniz bu kanda boğulursunuz.”
“Evet boğulabiliriz. Ama siz de sorunu bu şekilde halledemezsiniz. Mutlaka bir gün birileri başkaldırır. İnkarla sonuç alamazsınız.”
Hüseyin Kocadağ sinirlendi.
“Hepiniz öleceksiniz” diye çıkıştı.
- III -
Bir gazeteci yaklaştı Leyla’ya.
“Ben sizi Meclise ilk geldiğiniz günden beri dikkatle izliyorum. Anlamaya çalışıyorum” dedi.
Devam etti:
“Neden PKK’nın silahlarının gölgesinden kurtulamadınız?”
Leyla alaylı bir ifadeyle yanıtladı:
“Siz gazeteci olarak ne zaman Genelkurmay’ın gölgesinden kurtulursanız, biz de o zaman PKK’nın gölgesinden kurtuluruz.”
* * *
Kürt sorunu nedir?
PKK nedir?
Şiddet ve terörün kaynakları nedir?
Faili meçhul nedir?
Yargısız infaz nedir?
Askeri darbe nedir?
Butün bunları yalnız öğrenmek değil, aynı zamanda hissetmek istiyorsanız, Faruk Bildirici’nin son kitabı “Yemin Gecesi, Leyla Zana’nın Yaşamöyküsü”nü okuyabilirsiniz, (Doğan Kitap).
Gerçekten güzel bir kitap.
Ve yalnız aklıyla değil, yüreğiyle de yazmış Sevgili Faruk, değerli meslektaşım...
Mevlit Kandili ya da Veladet Kandili, Mavlid al-Nabi, İslam dininin peygamberi olan son peygamber Hz.Muhammed(s.a.v)'in doğum gecesi aynı zamanda Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir. Klasik dönemde (Asr-ı Saadet ve Dört Halife Dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye dayanmamaktadır.
Mevlid, "doğum zamanı" demektir. İslam'da Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Hz.Muhammed(s.a.v)'in doğum günü farklı mezheplerden birçok Müslüman tarafından kutlanır. Şiiler 17. günü Mevlid günü ve 17'ye dönen geceyi de Mevlid Gecesi olarak adlandırırlar. Bu iki tarih arasındaki haftayı da Vahdet Haftası ilan etmişlerdir.
Kandil Geceleri İslam'ın ilk zamanlarında var olan bir adet olmayıp, hicrî 3. asırdan itibaren mistik çevrelerde kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye'de Osmanlı Devleti padişahı II. Selim'den itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.
CÜMLEMİZE HAYIRLI KANDİLLER...
http://www.3harf.com/8+mart+dunya+kadinlar+gunu
Ne garip bir ülkeyiz, ne tuhaf bir muhalefet anlayışımız var. Kuzey Irak operasyonu kısa sürdü diye sevineceğimize, neredeyse karalar bağlayacağız.
Oysa askeri operasyon demek, ölüm demek.
Acı ve gözyaşı demek.
Bunu mu istiyoruz?..
Kaç yılda kaç operasyon yaptık. Ne kadar çok kan ve gözyaşı döküldü. Dünden bugüne yıllar yılı şehit cenazeleri kalktı, kalkıyor; taziye çadırları kuruldu, kurulmaya devam ediyor.
Yetmedi mi?
Daha çok ölüm mü?..
Kafayı mı yediniz?..
Bunca yılın getirdiği ölümlerle sorun çözüldü mü?
Hayır.
Adına ister terör, ister PKK, ister Güneydoğu, ister Kürt sorunu deyin, sorun bunca kan ve gözyaşına rağmen orada duruyor.
Hey farkında mısınız?
Sorun hâlâ çözülmüş değil.
Onun için Kuzey Irak’a askeri operasyon bitti diye, silahlar sustu diye öfkelenmeyin.
Böylesi muhalefet sorumsuz muhalefettir.
Silah üzerinden, ölüm üzerinden muhalefet insanlığa sığmaz.
Azıcık duyarlı olmaya çalışın.
Sorunun insani boyutlarını hissetmeye çalışın.
Bakın, Orhan Miroğlu bu yakınlarda ne yazmış Taraf gazetesindeki köşesinde:
“Annem, Batman’ın Raman aşiretindendi. Anadili Kürtçeydi. Ama gelin geldiği ve Kürtçeden başka Arapça, Ermenice, Süryanicenin de konuşulduğu Midyat’ta Arapçayı da öğrenmişti.
Ölünceye kadar da Türkçe öğrenmek ve konuşmak istemedi. Aslında bu inadını, biraz da, ‘dili Türkçe’ olan devletin, ailesinden birçok insanı sürgüne yollaması ve katletmesi yüzünden sürdürüyordu. Annemden Kürtçe ve Arapça öğrendim.
Yasaklanmış diller konusu, bana Diyarbakır cezaevindeki ilk görüş günümü hatırlatır. Görüş süresi çok kısaydı, beş dakikadan bile az.
Kürtçe konuşmak yasaktı.
Tutuklandıktan dört ay sonra görüşe çıkardılar. Çok beklemeden, babam ve annem yaşlarından beklenen bir yavaşlıkla kabine girdiler. Kabini aydınlatan loş ışıkta, sıfıra vurulmuş saçlarım, iyice çökmüş avurtlarım ve incelmiş bedenimle bir hayaletten farksızdım.
Annemin bu görüntüden korktuğunu hissettim. Ayakta duramadı, kabinin içine yığılıp kaldı. Dışarıda ona Kürtçe konuşmanın yasak olduğu söylendiği için, heyecandan titreyen bir sesle babama dönüp Arapça, ‘Hey Orhan vê’(Bu Orhan mıdır?) diye sordu. Babam her zamanki soğukkanlılığıyla, ‘E Behiye huvêvê’ (Evet, Behiye odur) dedi.
Gardiyanlar hemen müdahale ettiler.
Belki de ilk kez böyle bir durumla karşılaşıyorlardı. Yasak Kürtçeye idi. Ama işte yaşlı kadın oğluyla Arapça konuşuyordu. Ama gardiyanlar annemin kollarına girip onu görüş kabininden çıkardılar.
Babam duruma itiraz etti:
- Haydi Kürtçeyi anladık, ama ya Arapça, Arapçayı da mı yasakladınız?
- Arapça da yasak. ‘Türkçe konuş, çok konuş!’ yazmıyor mu burada?
Evet, görüş kabininin hemen üstünde gerçekten böyle yazıyordu:
“Türkçe konuş, çok konuş!”
Bu olaydan 26 yıl sonra, Habur’u geçince başlayan topraklarda bu dil artık ‘resmi dil’ statüsünde. Buradaki Kürt çocukları, yeni bir güne, öğretmenlerine, ‘Roj baş mamosta’(Günaydın öğretmenim) diyerek başlıyorlar.
Kürtçe dünyanın mevta dilleri arasına girmekten ve hem halden anlamaz hem de ‘mevzuat bilmez’ gardiyanların merhametine terk edilmekten son anda ve Kuzey Irak’ta kurtuldu anlayacağınız.
Neler gelmedi ki bu dilin başına.
Öyle inkârlar, asimilasyonla filan açıklanabilecek gibi değil bunlar. Bu dili konuşanların kelime başına şu kadar kuruş ceza aldığı yıllar oldu. ‘Haydê dev, haydê dev’ diyerek şehirlerde ayran satarken, Kürtçe yasağına giren köylülerin, cezayı ödeyecek paraları olmadığı için mallarına el konulduğu zamanlar yaşandı.”
Evet, Miroğlu böyle yazmış...
Eğer yüreğinizi açar ve o ananın ve de bu satırların hissiyatını anlayabilirseniz, işte o zaman silahlar sustu diye öfkelenmez, barış ve demokrasiye açılan yollarda yürümeye başlarsınız.
İyi pazarlar!
http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=500776&AuthorID=63
helal olsun sizde olmazsanın kim yazıcak bunları ....
arkadaşlar photoshop,freehand,html vs. programlara ilginiz varsa muhakkak bloğuma beklerim...yeni açtığım blogta sizlerleyim :)
http://webgrafiktasarim.blogcu.com/
--- Hakkımda---
--- Bağlantılar ---
--- Son Yazılar ---
--- Kategoriler ---
--- Arkadaşlarım ---
--- Linkler ---